Gereken yerde ilaçların yardımını mümkün olan en düşük dozda, en az sayıda ilaçla ve en kısa süreli biçimde alarak, varoluşçu psikoterapi yöntemini kullanarak, insanların kendileri ve içinde bulundukları gerçeklik ile ilgili yanılgıları üzerine aydınlanmalarını sağlamaktır.
Basında Mutluhan İzmir

Görsel Basın
Yazılı Basın

Vizyonum

Günümüzde psikiyatri pratiği, henüz kullanıma yeni sunulan ve uzun vadeli etkileri pek de iyi bilinmeyen, yan etkileri konusunda tartışmaların yoğun olarak sürdüğü pahalı ilaçları bolca yazma etkinliğine dönüşmüştür. Oysa psikiyatri, 19. Yüzyılda, psikanalitik psikoterapinin keşfi ile insanların dünyasına girmişti. Kraepelin, Breuer ve Freud gibi psikiyatrinin başlangıç sayfasını yazan ilk psikiyatristler, ufak bir grup hastada fiziksel ve biyolojik nedenlerin psikiyatrik sorunlara yol açtığını saptamışlarsa da, nevroz olarak adlandırdıkları tabloların, bireylerin kendilik ve dış gerçeklik tanımlarının yanlış oturtulmasından kaynaklandığını belirlemişlerdi. Freud, insanların kendi zihinlerinin kendilerini nasıl yanıltarak onları gerçekdışı bir yaşam algısına sürüklediğini şöyle anlatmaktaydı:

         İcimizde, kendi kavrama alanına girdiği anda, algı yoluyla ya da
        düşünce yoluyla gelen tüm materyalden bütünlük, bağlantılılık ve
        anlaşılabilirlik bekleyen bir zihinsel yapı vardır ve eğer özel koşullar
        nedeniyle bu yapı doğru bir bağlantı kurmakta yetersiz kalırsa,
        sahtesini üretmekte tereddüt etmeyecektir. (Freud 1913).

Aradığı Hegelci bütünlüğü bulamadığında onun sahtesini üretmekte usta olan zihnimiz, bizi zaman zaman o derecede yanıltmaktadır ki, işte biz bu duruma nörotik bir psikiyatrik sorun diyoruz. Kişilik bozuklukları, depresyon, obsesif-kompulsif bozukluk, kaygı bozukluğu, panik bozukluğu ve yeme bozuklukları gibi nörotik sorunların kaynağı, bizi yanıltmakta usta olan zihnimizdir. İnsanı diğer canlılardan ayıran en belirgin özellik de zaten bu zihinsel yanılsamalardır. Bir köpek hiçbir zaman bir kediyi kedi gibi davranarak kandıramamışken insanlık tarihi, yani dünyanın en akıllı ve en eki canlısının tarihi, bir yanılgılar ve yanlış anlamalar tarihidir. Bu nedenle Lacan da şöyle söyler:

        Kendi düşüncelerimizin ve duygularımızın tek mimarı olduğumuz inancı ile eylemlerimiz üzerinde kontrol sahibi olan otonom ve bütünleşik bireyler olduğumuz inancı bir yanlış anlama, yanlış bilmedir.


Lacan aslında kendini bilmenin hep bir yanlış anlama olduğunu belirtirken, Freud’un saptadığı zihnimizin kendimiz yanıltma yeteneğini hesaba katarak konuşuyordu.
Bugün ise yeni yaşam biçimimiz, bizim kendimizi ve içinde bulunduğumuz gerçekliği ileri derecede bir yanlış anlamaya çevirmeye çok daha uygun bir zemin hazırlamaktadır. Bu yanlış anlamaların düzeltilmesi ise ilaçla olanaklı olamayacak derecede karmaşık bir müdahaleyi gerektirir. Bireylerin nörotik sorunlarının çözümü, içine düştükleri yanılsamadan kurtulabilmek için psikiyatrist ve psikoterapistleri ile birlikte çabaladıkları zaman olanaklı hale gelebilecektir. Bu açıdan benim vizyonum, gereken yerde ilaçların yardımını mümkün olan en düşük dozda, en az sayıda ilaçla ve en kısa süreli biçimde alarak, varoluşçu psikoterapi yöntemini kullanarak, insanların kendileri ve içinde bulundukları gerçeklik ile ilgili yanılgıları üzerine aydınlanmalarını sağlamaktır.